Küfürüm olacaksın.

Başım ağrıyor, her zaman olduğu gibi.

Düşünüyorum, düşünmemek isteyerek.

Kendime bir söz verdim, buraya hiçbir bok yazmayacağım diye. Yazmayacağım da.

Tek bir şey söyleyeceğim;

“Hiç bir şey bilmemek çok harika.”



Bir soru soracağım, yanıtı düşüneceksin. Nereye bakarsın? Yere bakarsan yalan söylediğini anlar, yukarı bakarsan bilmiyorsun. 4 kelimenin yeteceği yerde 7 kelime kullanma. Kurbanına bak, gözlerini dikme. Ayrıntılı konuş. Komik ol ama onu güldürme. Senden hoşlanmalı ama gittiğinde unutmalı.

- Ocean’s Eleven (Rusty Ryan)

Gitmek deme şuna! Evet, her zaman hüzün verir gitmek. Bıraktığın yerde elbet vardır bırakmak istemediklerin. Buna gitmek diyemezsin. Donecek misin? Hayır. Ben bir şans verdim. O şansı kendin teptin. Ama ben bir şeylerin sorumlusu olmam, olamam. Ben ne kadar kovalasam da sen kaçmadın. Beni kovalamaktan vazgeçirdin. İnat dedim, inat. Ben inat ettikçe sen daha kötümser oldun. Seni iyi yapmaya çalışırken, ben de kaybettim kendimi… 

Ama şunu bil ki “aptal”, hiçbir şeyden pişman değilim. Seni sevmiş olmamdan bile…

Sadece bir rüyaydı, büyük bir rüya… Uyandım bu rüyadan. Tek ve çok da kolay olmayan bir şey kaldı geriye; rüyanın etkisinden çıkmak.
 
Ve lütfen, şu aralar bana aşktan bahsetme. Lütfen…  

Bir gece, bir hayat, bir aşk, bir insan. İnsan demek yerinde bir kelimeyse eğer. 

İnandım diyordum, “Tamam, bu gece bu insan benim için farklı olacak.” . Oldu da…

Devam edeyim ben, ne de olsa duygularımı yazarak aktarabiliyorum. Henüz..

* * *  

Bir gece, sana her şeyi unutturabiliyormuş. Eskiden yaşadıklarını, geleceğini, yarın ne yapacağını, bugün ne yediğini bile. O geceden sonra adım gibi emindim, seviyordum. Bir gece; bir insanı sevmek, bir insana bağlanmak için yeterli bir süre-ymiş.

* * * 

Ve düşündüm artık onu “gece” diye çağıracağım. Evet, GECE. Gece gibiydi. Gökyüzü onun kişiliği ve o ay ışığı onun içinde sönük kalmış ama ışığını hissettiren bir mum gibi. Ama artık ‘gece’ diye çağırmama gerek kalmayacak…

* * *

Bir insan kendine karşı ne kadar umutsuz olabilir, biri bana açıklayabilir mi? 

Bir insan kendini sevmemek için ne kadar kendini zorlayabilir, biri bana açıklayabilir mi?
Bir insan birini sevdiğini bile bile ondan nasıl vazgeçebilir, biri bana açıklayabilir mi?

İnan, inan bana bunlar gibi aklımda milyonlarca soru var. Cevabını bir daha bulamayacağım sorular. Sorular bir gün elbet değerini kaybedecek ama bu kadar basit değil. Basit demişken… 
Basit olan ne aslında biliyor musun? Korkup, KAÇMAK! Sadece senin için değil, benim için değil, herkes için. Düşün. Bir çıkmaza girmişsin. Ya geri döneceksin ya da önündeki duvardan atlayıp ne olduğunu bilmediğin bir şeye sürükleneceksin…

* * * 

Ben onu o karanlıktan kurtarmak istedim. Güneşinin açmasını bekledim… Zaman dedim. Zaman. Elbet o gece, bir gün aydınlık olacak dedim. Ama o bencillik yaptı. Zamanı durdurdu. Sen evet sen, aptallığına taptığım bir aptal.

Hayat.

Hayat “sadece” kötülükten ibaret değil. Ya iyiliğini tadamamışsındır böyle konuşuyorsun ya da inadına ters gitmek için. Şu havayı çek içine. Git bir deniz kıyısına, hiçbir şey düşünmeden bak o dalgaların umarsızca dalgalanışına. Yaşadığını hisset. Eğer zaten yaşıyorsan, hayata inat yaşıyorsundur. Hayat diyorum ya, her insan içinde bunun. Kimisi fazla içinde, kimisi az.

* * *  

Uykuluyum. Saat 3.58. Uyumak istiyorum ve uyuyamıyorum. Sanırım yatacağım yatağıma ve kalktığımda yeni bir gün olarak kalkmış olacağım. Olmalıyım. 

Haa, unutmadan. Sen sen ol sakın “Boş bir insan.” durumuna getirme kendini. İçindeki güzellikleri, içindeki sevgiyi keşfet! Keşfetmeye çalış. Çalış ki, bu hayatın sadece bok çuvalında ibaret olmadığını anla. 

10 oynatma

“Bazen bir şarkı çalar, sen binlerce şey hissedersin.”

Şimdiki aşklar, sonuna kadar değil, parası kadar mı?

Şimdiki aşklar, sonuna kadar değil, parası kadar mı?

Bilmiyorum, hiçbi’ şey bilmiyorum.

Belki şu an oturup, seni aklıma getiren şarkıyı dinliyorum.

Belki, sana aşık olma hissini içime atıp ölüyorum. Sorma bana, hiçbi’ şey bilmiyorum dedim ya!

Diyorum bazen, keşke şu kavgalar olmasa… Keşke şu mınakodumun mesafesi olmasa! Her ne yaşasa da insan, küsse de kavga etse de unutamıyo’ mu? En azından ben, unutamıyorum!

Evet, bi’ insanı seversin. Yanında olmasını istersin. Hani, nerde? 300 km ötede.

Sadece hayal işte, sadece hayal. Yanımda olmanı istemem bile hayal.

Sikmeyen kalmasın..

Sikmeyen kalmasın..

Rüzgar mı var, ben mi üşüyorum?

Çok mu soğuk hava, bana öyle geliyor belki.

Bana bakmayın ben yokum, “bir oğlan”ım sadece ve hiçim birazcık da.

Sus, kapa çeneni. Biliyorum. Seviyor beni. Ne olarak ama? Hah, arkadaş olarak mı? Hayır inanmıyorum. Biliyorum, seviyor. Beni istemediğini söylediğin de bile istediğini biliyorum, git dediğin de bile kalmamı istiyorsun biliyorum.

Onu çok seviyorum, biliyor. En çok değer verdiğim biri, anlıyor. Ben anlamıyorum. Nasıl bu kadar biliyor da bilmemezlikten geliyorsun, anlamıyorum. Yanında olamıyorum, evet. Şu kilometreler, şehirler hepsini sikeyim. Hayat bu mu? Gereksiz insanlar tepende olur da, gerekli insanlar en uzağında mı olur? Yapma.

İnsan, nasıl olur da hayatında bir kez gördüğü bir insana aşık olur?

Derler ya, her insanın dünyada üç tane ruh ikizi vardır diye. Ben buldum birini, evet. AMA O NEREDE? YAKINIMDA MI?

Bıktım hayallerden.

Bık-tım.

İşte..

İşte..